|
Zeytin yerken alzheımer oluyoruz
haberimiz bile yok..!
“TÜKORDER” Tüketiciyi Koruma ve Bilinçlendirme Derneği, Genel Başkanı
Öner SAMANLI
Zeytini, zehirli tekstil boyası ile veya demir sülfat gübresi ile
karartıp satıyorlar. 'Kararsın, parlasın' diye zeytin havuzuna atılan
demir parçaları alzheımer hastalığı yapıyor. Zeytin yerken alzheimer
oluyoruz haberimiz yok. Bu kadarla da kalmıyor. 'Bozulmasın' diye de
tenekelere antibiyotik atılıyor. Avrupa'da tekstil boyamalarında bile
'kanserojen' özellikleri dolayısıyla yasaklanmış tekstil boyaları ile
karartılmış zeytinler çarşı pazarda serbestçe satılıyor
Zeytini, zehirli tekstil boyası ile veya demir sülfat gübresi ile
karartıp satıyorlar. 'Kararsın, parlasın' diye zeytin havuzuna atılan
demir parçaları alzheimer hastalığı yapıyor. Zeytin yerken alzheimer
oluyoruz haberimiz yok. Bu kadarla da kalmıyor. 'Bozulmasın' diye de
tenekelere antibiyotik atılıyor. Avrupa'da tekstil boyamalarında bile
'kanserojen' özellikleri dolayısıyla yasaklanmış tekstil boyaları ile
karartılmış zeytinler çarşı pazarda serbestçe satılıyor.
Gerekli denetimler yapılmadığı için hızla yaygınlaşan hileli gıdalar
sağlığımızı tehdit ediyor. Hilebazlar, yalnızca halkın sağlığı ile
oynamıyor, sağlık kurallarına uygun imalat yapan dürüst firmaları da zor
durumda bırakıyorlar.
Samanlı:Piyasada yaptığımız araştırmalar sonucunda edindiğimiz bilgilere
göre zeytin piyasasında yapılan sahtekârlıkların haddi hesabı yok. Öyle
bir boyuta varmış ki yasalara uygun, sağlıklı imalat yapan firmalar
pazar kaybetmeye başlamışlar. Çünkü sahtekârlar, çeşitli hilelerle
maliyeti düşürerek daha ucuz fiyatla 'parıl parıl' parlayan, hepsi kömür
gibi kapkara boyalı zeytin satarak pazar paylarını genişletiyorlar.
Bugün piyasada tekstil boyası ile boyanmış ya da demir sülfat gübresi
ile karartılmış sofralık zeytinler, raf ömrünün uzaması için
antibiyotikle işlenerek çarşı pazarda serbestçe satılıyor. Halkın
sağlığını hiçe sayan bazı üretici çiftçiler ile hilebaz firmaların,
zehirli kansorejen maddelerle kirlettikleri zeytinlerin satışını
engellemek için alınmış hiçbir önlem de yok.
Boyalı zeytinler önce Aydın - Akhisar yöresinde ortaya çıktı ve giderek
kuzeye doğru yaygınlaştı.
Sofralık zeytini boyamak için önceleri tekstil boyası kullanıldı.
Kanserojen olduğu için Avrupa'da, tekstil sektöründe bile kullanımı
yasak olan 'oksidation fetroamin' boyası ile boyanan zeytinler pazara
sürüldü. Bunlar hiçbir denetime takılmadan pazarcılar, bakkallar ve
marketler eliyle tüketiciye satıldı ve afiyetle yendi. Boyalı zeytin
hızla yayıldı. Çünkü, tüketici hepsi aynı renkte olmayan alacalı kara
zeytini değil, parıl parıl parlayan, hepsi Erzurum oltu taşı gibi
simsiyah olan boyalı zeytini, daha iyi sanarak tercih etti. İş çığrından
çıktı, evinin altındaki beton havuzda kendi zeytinini salamuraya yatıran
küçük çiftçiler bile zeytinlerini boyamaya başladı. Boyalı zeytin kasaba
pazarlarında da satılır oldu. Ancak piyasada boya satan kimya
firmalarının uyarısı üzerine zeytin boyamasında oksidation fetroamin
kullanılmaktan vazgeçildi. Onun yerine çok daha ucuz fakat daha
tehlikeli başka bir boya bulundu.
Demir sülfatta arsenik var
İthal tekstil boyası olan oksidation fetroamin biraz pahalı idi. Ama
demirçelik fabrikalarında atık olarak ortaya çıkan teknik demir sülfat
çok daha ucuzdu. Fabrikalarda üretilen demir, sülfirik asitle işleniyor
bu işlem sonucunda ortaya çıkan teknik demir sülfat tarlada gübre olarak
kullanılıyordu.
Tekstil boyasını bırakan bazı zeytinciler, şimdi 50 kiloluk çuvalını 12
- 15 milyon liraya aldıkları demir sülfatla boyama yapıyorlar. Zeytin
havuzuna bir miktar bu maddeyi attığınız zaman havuzdaki tüm zeytin
kapkara oluyor. Tüketici de hiçbir farklı renk tonu olmayan kömür gibi
kapkara renkteki bu zeytini tercih ediyor. Demir - çelik fabrikalarında
tehlikeli bir atık madde olarak ortaya çıkan teknik demir, arsenik, civa,
kurşun gibi ağır metaller ihtiva ettiği için kesinlikle gıdalarla temas
etmemesi gereken bir madde. Çünkü vücutta biriken bu ağır metallerin son
yılların moda hastalığı olan alzheimere yol açtığı düşünülüyor.
Kendi kârları için sağlıksız üretimden kaçınmayan bazı üreticiler,
kendilerini uyaran gübre bayilerine, 'Tarlada zeytin ağaçlarına
dökeceğim' diye aldıkları demir sülfat gübresini, zeytin havuzlarına
dökmekten hiç çekinmiyorlar. Çünkü Tarım Bakanlığı ya da Sağlık
Bakanlığı'nın bu konuda bir denetim yaparak kendilerini yakalamayacağını
biliyorlar. Bu açıdan hiç kimsenin korkusu, çekincesi yok.
Antibiyotik kullananlar
Tüketiciyi bekleyen bir başka tehlike ise antibiyotik. Havuzda tuzlu
suda olgunlaşıp pazara gönderilmek üzere 18 kiloluk tenekelere konan
zeytinlerin bozulmaması için pastörize edilmesi gerekiyor. Ama
firmaların çoğunda pastörizasyon işlemi yapacak cihazlar yok. Bu nedenle
pazara gönderilen zeytinlerin çabuk bozulmaması, raf ömrünün uzaması
için, tenekelerin içine antibiyotik atılıyor. Böylece hiçbir şeyden
haberi olmayan tüketici, zeytin yedikçe vücuduna antibiyotik
yüklendiğini farketmiyor bile.
Sağlıklı üretim yapan firmalar da sahtekârlardan dert yanıyor
Naturel kara zeytin, Oltu taşı ya da kömür gibi kapkara olmaz. Bazıları
karadır ama bazıları da grimsi siyah, kızıl kahverengi gibi çeşitli renk
tonlarındadır. Boyanmış zeytinlerin tümü ise aynı tonda kapkara olur.
Aslında boyalı ile naturel olanı ayırmak çok zor bir iş değil.
Alacağınız zeytini gözle muayene ederek bunu anlayabilirsiniz. Boyalı
zeytinin çekirdeği de kapkaradır. Boya zeytine nüfuz eder, çekirdeği
bile karartır. Naturel zeytinin çekirdeği ise kapkara değil, çoğu zaman
grimsi siyah ya da kızıl kahverengidir.
Bir de en önemlisi 'ucuz' diye pazarda, markette nerede olursa olsun
açıkta satılan zeytinlere şüphe ile bakmamız lazım. Bunların
görüntüsünü, rengini gözle kontrol edip çekirdeğine bakmadan almayın.
Keseniz müsait ise markalı zeytinleri tercih edin. Ciddi firmalar
adlarına leke getirecek boyalı üretim yapmazlar.
İstanbul'dan Bursa'ya, Çanakkale'den Akhisar'a kadar pek çok üretici
firma ve uzman bilimadamı ile görüştüm. Hiçbiri adının yazılmasını
istemedi. Bu nedenle bu yazıda firma ya da kişi adı yok. Yaptığım
araştırmalar sonucunda birçok firmanın sağlık kurallarına uygun üretim
için maliyetten kaçınmadığını, bu firmaların da sıkıntılı olduklarını
gördüğümü de belirteyim. Bu firmaların da harekete geçmesi gerekiyor,
ama asıl Sağlık Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı'nı göreve davet etmek
lazım. Firmalar sağlıksız üretimin nasıl yapıldığını, kimlerin yaptığını
herkesten çok daha iyi biliyor. Boyalı ürünü daha iyi tanıyorlar. Bir
kere onlar harekete geçmeli. Boyalı üretimleri şikâyet etmeliler. Kamu
kuruluşları da bu gibi halk sağlığını tehdit eden konulara duyarlılık
göstermeli. Ama görev Sağlık ve Tarım bakanlıklarının. Her ikisi de
kendilerine bağlı birimler aracılığı ile bu konuyu takip ettirmeli.
Kara zeytin kapkara olmaz, alacalı olur
Zeytin meyvesi ağaçtan toplandığında hepsi aynı renk değildir. Toplanan
zeytin danelerinin bazıları kararmıştır, bazıları henüz kararmamıştır.
Dalından toplanan zeytin acı olduğu için yenmez.
Bunlar havuzlarda tuzlu salamura suyu içinde bekletilerek
olgunlaştırıldıktan sonra yenebilir.
Kararmış ve henüz kararmadığı için kahverengi ve kızıl kahve renkteki
zeytinler olgunlaşmaları için havuzlarda tuzlu su içinde bekletilir.
Altı ay hatta bir yıl bekleyerek olgunlaşan zeytinler havuzdan çıkarılıp
pazara sevkedildiğinde hepsi aynı renkte değildir. Doğal, tuzlu su
ortamında olgunlaştırılan bu zeytinlerin bazısı koyu siyah renkteyken
bazıları daha açık siyah renk tonlarında olur. Bunların çekirdeği de
kara değil kızıl ya da koyu kahverengidir.
Ege, Marmara yöresi insanı bunu bildiği için satın aldığı zeytinin
muhtelif renk tonlarında olmasından rahatsız olmaz. Ancak, zeytin
üretimi olmayan yörelerin tüketicisi 'kapkara parlayan' zeytinin daha
iyi olduğunu sanıyor.
Bu bilinçsizlik yüzünden kansorejen zeytin, naturel zeytini pazardan
kovma aşamasına geldi.
|